19 Ağustos 2009 Çarşamba

Sevgili Sevgilim



Hayatıma hoşgeldin sevgili sevgilim...

Sen olmasaydın ben çoktan yitmiştim...

18 Nisan 2008 Cuma

Yarına Sözlerim Olsun




O zulm-ü kararından dönme ki
Dünya acısına gark et ki
Doluluğum aşsın semayı
Cehennemde payidar ağaçların kalsın.

Sen zehret/kahret ki
Yazacak cümlelerim
Yaşayacak kederlerim
Üşüyecek zemherilerim olsun.

Sen ek tarlama çılgın garezini.
Toplayacak menevişli hüzünlerim
Edilecek azılı yeminlerim
Susayacak derin köklerim olsun.

Yıldız küre aksettirse maziyi
Şu acı varolduğundan beri
Kayıp çıkar nice şahlanan tutkular.
O zaman ki zehredene/kahredene
Sualsiz/emsalsiz bir nispet vakti.

Haydi katlet/yoket gözümdeki değerini.
Sil bakalım beyaz mühürlü vaadlerini.
Şimdi öldür, yaşatma şu arsız sevgimi.
Ay’ı ikiye böldürenden
Çarmıhtakini göğe yükseltenden
Zindandakini taht’a getirenden
Aman dilemeye yüzüm/özüm olsun.

Reyhan Yonat




15 Şubat 2008 Cuma

BEDEL


Bir kısım insanlar vardır ki
Boynu ipte asılıyken
Çeksen de sehpasını
Elleri sevdiği o ellerden ayrıyken
Gözleri sonsuzluk için bağlıyken
Vermez duygularından bir taviz.
Bulamazsın onda ne bir leke, ne bir iz.
Çünkü onun hikâyesi tertemiz.
İşte sevdanın özü böyle bembeyaz
Acısını içinde saklar, asla duyurmaz.


Sanırsın ki her aşk böyledir.
Sanırsın da yanılırsın.
Yanılgılarında acıtılırsın.
Sonra o izbe aşklardan uzaklaşır,
Kendince arınırsın.

Zor ki öyle zor, taştan bir kalbe umut ekmek,
Ekipte biçeceğini umup, ömrünce beklemek.

Bir kısım insanlar vardır ki
Dönüşü olmayanı beklerken
Bedelini böylesine ağır öderken
Sus pus olmuş kederini içine gömmüşken
Gözleri bir daha asla
Sevdiği o gözleri göremeyecekken,
Bırakır okyanuslara umutlarını,
Azat eder hayallerini.

Bir kısım aşklar ve insanlar vardır ki,
Bulamazsın içinde bir leke, ne de bir iz.
Çünkü onların hayalleri, düşleri tertemiz.

Reyhan Yonat


5 Şubat 2008 Salı

Mavi Olsun Bu Gece


Bal olur gözlerin
Tadından yenmez bakışların
Sonra bir rüzgar üfürür zamana
Toplayıp gider hayalini...
Ellerimde bir de bakmışsın ki
Pespaye bir yalnızlık...

Çınlatır göğü kahır naraları.
Acımdan yayılır evrene
Eskimeyen ayrılık nakaratları.

Saydım günleri
Ezildim zulmünde
Yalnızlık sanırdım derdimi
Yokluğunmuş oysa.
Ah yokluğun!
Yok eden imtiyazlı hayalleri
Kimsesizliğime gömen
Salaş kederleri.

Mavi olsun bu gece
Sevi yazsın tek hece
Gömülsün düşlerime.
Kapısız, anahtarsız
Çık gel, hoş gel

Siman yetsin
Güneşin eksikliğine.
Nefesin yayılsın
Oksijen yerine.

Yeter mi
Korkularımdan bir parça çığlığı azaltmaya.
Sindirir mi
Peşimdeki sensizlik paranoyasını.
Aldatır mı
Bu kaçıncı dediğim yanılgıyı.

Mavi olsun bu gece
Aşk yazsın yüreğinde
Gömülsün hücrelerine
Bir ben, yalnız ben
Kanıksasın ömrünü.

İkliminde yaşayıp
Zorluğunda büyüyeyim.

Çilende yoğrulup,
Belleğinde serpileyim.
Azadı ol hazlarımın
Öfkende arınıp
Nazarında yenileneyim.

Mavi olsun bu gece
Aşk olsun tek hece
Dağılsın perde perde
İksiri işlesin eni konu
Yetsin bir ömür boyu
Onun sarhoşluğu..
.




Reyhan Yonat

28 Ocak 2008 Pazartesi

Hayaline Tutkunum Ben


Sensizliğe mi vurgunum ben?
Varlığınla yokluğunu ölçemezken
Hayaline mi tutkunum ben?
Gözlerini delice özlerken
Hasretinle parçalandım, neden?

Tutamazsın ellerimi
Bakamazsın gözlerime.
Yokluğuna sarılırım, neden?
Zaman geçiyor, ömür tükeniyor
Sözler bitiyor, ayrılıklar eskiyor.

Koşup gel şimdi, hemen şimdi
Eskisi gibi bak yine gözlerime.
Hüsranın armağanı doğsun yüreğime
Meltemlerde uçup gitsin ayrılıklar,
Bizden çok öteye, uzaklaşsın ebediyete.
Tekrarsız olsun bu kez kavuşmalar.
Acıtmasın canımızı mesafeler, duraklar.


Esaretine mi tutuldum ben?
Sensizlikte yaşayan bir ölüyken,
Saklı kalmış dilimde hasretin çığlığı
Mutlu olduğunu bilince huzurluyum ben.
Aşkımıza mı aşığım ben?
Varlığınla yokluğunu birleştirmişken,
Hasretine vurulmuşum ben.


Reyhan Yonat

14 Ocak 2008 Pazartesi

Ağlamıyorum Yokluğunda


Ağlamıyorum bak yokluğunda
Güçlü duruyorum herşeyin karşısında
Bir yudum hasret mi değiştirecek bizi?
Umutsuzluğa teslim olmadan
Çare arıyorum yollarımıza.
Hayallerin eskizleriyle
Cennet bahçelerine dalıyorum.
Kurşuni duygulardan uzaklaşıp
Aşka yıldızlardan ulaşıyorum.
Ağlamıyorum bak yokluğunda
Geçici hüzünlere tebessüm ediyorum.
Sonra düşlerimde
Meleklere rastlıyorum
Yüzüne eş saflıkta
Güzel çehreli melekler...
Avuçlarımdan serçeler uçuşuyor
Sonra onlardan
Sana bin selam gönderiyorum.
Bilesin ki artık
Yokluğunda düşmüyorum
Korktuğum o boşluğa
Taşıyorum ağır yükümüzü
Karartmıyorum gökyüzümüzü
Ağlatmıyorum melekleri
İncinmiyorum yokluğunda.
Acıyı reddedince yüreğim
Hayalini sarıyor benliğim.
Umuda adımlarımda
İçimdeki sevinç sensin.
Gözyaşlarımı mutluluğa eriştiren
Yaşama sebebim,
Huzurum yine sensin.
Ağlamıyorum yokluğunda
Biliyorum ki daima
Yanımdasın... Benimlesin...


Reyhan Yonat

7 Ocak 2008 Pazartesi

Seviyorum Sevgini


korkuyorum yarınlardan
korkuyorum herşeyden.
senin çocuk gülüşlerinde
ümitvar gözlerinde
yüreğim hakir kalacak.
güç yettiremeyecek.
düşlerinin büyülü çağıltılarında
benim acı dolu kalbim
kaybolacak, yolunu şaşıracak
adım atmaya
takatı kalmayacak gibi...
düştü kalbimin her bir maskesi
kalmadı gururdan eser.
kaldım aşka tutsak
kaldım gözlerinde...
yandım yüreğinde...
yarınlara bu aşk
kim bilir nasıl çıkacak...
seviyorum sevgini.
canımı yakan sözlerini
koymuyorum bir kenara.
bırak
aşk acıtacaksa acıtsın
bırak
acı kanatacaksa kanatsın.
onlar da olmasa,
adı aşk olmaz ki.
senin çocuk gülüşlerinden
deniz gözlerinden
bambaşka görünüyor dünya...
bırak
aşk kanatacaksa kanatsın
dünya seninle güzel.
kalbinle hayat
daha da çok özel...
Reyhan Yonat

20 Aralık 2007 Perşembe

Sevgi

Kırılgandı sevgi
Bir bebek teni kadar hassas
Ak saçlı nene sesi gibi yumuşak
Ve bir annenin ninnisindeki
O tatlı nağme kadar sıcaktı.
Bu duyguya hiç doymayan
Aç gözlü bir devdi.
Aslında naif bir histi sevgi.
Uçurum kenarlarında
Yaşayamayacak kadar korkak,
Dört duvara sığmayacak kadar
Kalabalıktı sevgi.
Kederi unutan bir Alzheimer,
Mutlulukla beslenen bir damar
Ve o damarın yakıtıydı sevgi,
Su gibi.
Yaşamla ölüm arasındaki
İnce çizgide
Çizginin üzerinde
Tam üzerinde
Yaşardı sevgi.






30 Kasım 2007 Cuma

YİTİK

bir yitiğimmişsin meğer
en özenilesi sevgilere
yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştığımda
her defasında kayıplarıma ulaştığım.
en zor hasretimmişsin meğer
güç bela savaştığım acılarda
ellerimdeki kelepçeleri kırdığımda
güneş diye ışığına sarıldığım...






bir yitiğimmişsin meğer
gençliğimin aynasında
hakir sevgiler.
yorgun yüzümde
çala kalem hezimetler.
asi yazlarda kalan
çocukluğuma serzenişler...
düşlerimde kaybettiğimmişsin meğer
siluetini o sisli hatıralarda
derin özlemlerle izlediğim.




bir yitiğimmişsin meğer
çöl çöl gezip aradığım
bulduğumu sandığımda ise
kayıplarıma ulaştığım
bir yitiğimmişsin meğer.




Reyhan Yonat

20 Kasım 2007 Salı

Hatıralarımız Olmalı

Hatıralarımız olmalı seninle
Sadece tebessümlere varmakla kalmayan
Yaşamanın ongun tadına uzanan
Gururdan soyutlanmış
Hatıralarımız olmalı seninle
Bizi biz yapan
Konuşmalarımız olmalı
İlelebet kalacak sözlerimiz
Bizden sonra da yaşayacak gerçeklerimiz
Aşka yakışan sebeplerimiz
Onurumuz olmalı seninle
Hatıralara eklenmiş her saniye.
Yüzümüz olmalı gitmeye
Bize yakışan ölüme.


Reyhan Yonat

16 Kasım 2007 Cuma

Bekliyorum


Düşer ruhum
Ufuktaki gemilerin ardına
Tutunur yalnız halatların
Issız ve sonsuz ucuna
Sen misin bana haram?
Sen misin bu kuyularda
İçine düştüğüm dipsiz karanlık?
Peşimdeki bitmeyen buruk yalnızlık!
Düşüyorum.
Korkuyorum.
Yaşamıyorum!
Sana aidim. Sen yoksun.
Gözlerini
Denizin renginde
Bulup bulup yitiriyorum.


Şakaklarımda
Gözyaşlarımdan çizgiler
Her soluğumda
Sana ait cümleler
Çıra kokusu kadar keskin
Asırlık ağaç gibi yetkin
Ezici bir hasreti

Kuşandım bekliyorum.




Reyhan Yonat



30 Ekim 2007 Salı

Sana Varıyor Yollarım



sana varıyor yollarım

kaybolduğum düşlerimin her çıkmazında

şimşekler çakarken sığındığım duraklarda
adını heceliyorum.

sana düşkünlüğüm

bir tuzak gibi

çepeçevre kaplamış ruhumu

boğazımda düğüm düğüm yokluğun

bir bıçak gibi

keser yüreğimi tam ortadan ikiye böler

bir tarafında hasrete aşinalığım,

diğer tarafında sancılı bekleyişlerim ve umutlarım

geleceğin o günün hayali

süslemiş yalnızlığımın etrafını

ay rengi duvak takmış geceler

siyaha inat

beyaz incileri bezemiş karanlığa

düşlerim düşlerine, gözlerim gözlerine

yüreğim yüreğine karışmışken

özlemenin ahengine, hasretin sefaletine

gidişlerin dönüşlerine alışmışken

kalbim burada işte, tam duygularının karşısında

ruhum ruhuna

ölesiye vurgunken

seni seviyorum;

güç oldu ama

onur veriyor söylemek.




Reyhan Yonat



28 Ekim 2007 Pazar

Gitmezsin Değil mi?

denizle yosunun karışımı

bakışlarının rengi

o denizde kaybolup gitsem

ve her seferinde sen

yüreğime umut serpsen

benim içim yanarken

sen de yanarsın değil mi?

her gözyaşım için.

o zaman hiç

gitmezsin değil mi?


yaşat beni

o dalgaların coşkun göğsünde

seni üzen

mavi korkularımın sınırsızlığı mı

kucağımdaki yıllanmış acılar mı?

boş ver

geçti gitti hepsi.

nasılsa

sonsuzluğun birleştiği

o ortak noktada aşk

bekliyor bizi.


düşünme

ben ağlarım diye

ağlamak baş tacım

sen hep yanımdaysan

acılara aşk diye sarılırım.

gitmezsin o zor zamanda değil mi?

bunu yapmazsın.

topladım yığdım senin için

sevgiye ait her şeyi

şimdi artık buldum

yıldızların anahtarını

sundum kalbine.


yine de

gitmezsin değil mi?

kalıp ülkemde

o yıldızları serpersin üzerime

serpersin değil mi?



Reyhan Yonat

25 Ekim 2007 Perşembe

Hasret

Canımı yakıyor şu soğuk hasret
Boynumu büküyor senden yoksunluğum.
Yaşamak değil bu; sefil bir yalnızlık.
Yenik düşmek bu; özlemlere alışkanlık.
Aşkın da bir hiddeti varmış ama
Sensizlik çekilmez bir belaysa
Uzaklığın aklı karıştıran bir muammaysa,
Ve hayattan büsbütün kopmaksa,
Nasıl çözerim bu kördüğümü bir başıma?
Adının geçtiği her cümleyi
Nefesin farz ediyorsam,
Lal olup susan kalbime
Nasıl anlatırım yokluğunu?
Kanımı donduruyor biçare geceler.
Sensizken seninle olmayı
Kendime ezberlettiğim saatler.
Ve bir dolu hüzünlere kilitlenmiş
Zalim özlemekler.

Reyhan Yonat

19 Ekim 2007 Cuma

Yüzyıllardır Bekliyorum


Bin hengâme içinde
Yaşamak adına
Ümit çiziyorum
Hayat tuvaline.

Yüzyıllardır tutsak yaşamış gibiyim.
Hiçbir aşk boy vermedi, vermiyor.
Gözyaşıyla beslendiğini sandığım
Bahar gelmiş dağlarımda
Hiçbir şey yeşermiyor.
Çıkıp gitmek var mı bu oyunda?
Vazgeçmek, yaralandım diye.

Yüzyıllardır boşa yaşamış gibiyim.
Güvercin azat eder gibi
Bin tutam sevgiyi
Saçtım avuçlarımdan uçuruma.
Ne kaldıysa yaşadıklarımdan.

Yüzyıllardır hep başkaları için yaşamış gibiyim.
Köprüleri kurmuşum hep bir boşluğa.
Niteliksiz, değersiz duyguları değerli bilmişim
Ve onlara kalbimi bağlamışım boşu boşuna.
Düğüm olmuş boğazımda kelimeler, konuşamamışım.
Lakin seçilmiş bir damla sevgiyi
Büyüsün, okyanus olsun diye
Saklamışım yıllarca,

Kendimden bile, köşe bucak.

Yüzyıllardır beklediğime değdi ya
Artık geçen günler anlamsız
Okyanuslar ümidi köprü yaptı nasılsa
Taşıdı sevgiyi, taşıdı aşkı,
Kendiliğinden ulaştı ya.

Bin hengâme içinde
Sevgi adına
Aşk işliyorum
Kalp dokusuna.

Reyhan Yonat

17 Ekim 2007 Çarşamba

Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -1-



İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamak için programlanmıştır. Her ne kadar gözle görünür olmasa da aslında gözümüzün önündeki her örnekte mesela günlük rutin yaşayışımızdan bile anlayabiliriz bunu. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız her ânımızı. Sanki ömür hiç bitmeyecekmiş gibi tüm intizamımızı bu duruma göre ayarlarız.
İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Bizde kayıtlı olan bu arzu aslında Yüce Yaratıcının fıtratımıza katmış olduğu ve mutlaka farkına varmamız gereken bir şifredir: Ebediyet hissi. Bu hissi keşfetmek şöyle dursun, her an yaşıyoruz fakat yanlış taraflara aksettirdiğimizden dolayı çoğunlukla boş ve değersiz istekler, arzular denizinde tüketip gidiyoruz. Sonsuzluk arzumuz bizi gerçek ebediyete yani ölümün ötesindeki sonsuz hayata yönlendireceğine, bu geçici dünyadaki özellikle maddesel sahiplenmelere tutsak etmiştir benliğimizi. Doyumsuz kişiliklerimiz ve boş ruhumuzla hayatın en başından ölümün vuku bulduğu âna kadar bata çıka ilerliyoruz sonsuzluğu derinden içimizde hissetsek bile.
İnsan ruhu ebedi hayatı yaşamak için programlandıysa, ölümün niçin bir son olarak algılandığı daha da karmaşık bir soru. Ölüm bir sınavın bitişi ve ebedi hayatın başlangıcı olarak görülmezse, çelişkili hayat yolculuğundan nasıl bir verim alınabilir ki? Maddesel değerlere düşkünlük ve bağlılık bir insanı nereye kadar vardırabilir ya da bunun bir son noktası var mıdır? Sahip olunanlar bir gün insanın elinden yok olup gidecekse ya da geçici olarak (ölüme kadar) kişinin olacaksa bunun bir anlamı olamaz. Ebedi hayatını düşünmeden yaşayan birinin durumu şu örneğe benzer: Bir kişi tüm vaktini, emeğini kendisine bir krallık kurmak için harcıyor. Duygusal ve düşünsel hiçbir fikri yaşamına katmadan sadece bu maddesel ideali için çalışıp çabalıyor. Ömrünün sonuna doğru o emeline ulaşıyor. Ölüm zamanı yaklaştığında, emeline sahip olmak şöyle dursun, onu ancak kiralayabildiğini ve ona asla sahip olamadığını anlıyor. Çünkü çok kısa bir süre sonra tüm ömrünü harcadığı bu emelinden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Tüm gücünü ve ömrünü verdiği bu sonucun bir anda değersizleştiğini, o ana kadar yaptıklarının bir hiçe dönüştüğünü geç de olsa kabullenmek zorunda kalıyor. Elinde işe yarar bir şey kalmadığını gördüğünde ise hayatın sadece bu doğrultudaki ideallerden ibaret olmadığının farkına varıyor. Bu örnek sadece maddesel arzular için değil aynı zamanda duygusal ya da farklı çoğul ideolojik yaklaşımlar için de geçerlidir.
İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Fakat hep ön plana geçen günü ve en yakın yarını daha güzel yaşama endişesi yüzünden ebediyetin arzuları ihmal edilmektedir. Bu ihmalin etkisizleştirilmesi çok ta zor olmamakla beraber, taklitçiliği ve özentiyi bir yana bırakıp, geçici arzuları bertaraf ederek sonsuzluğa aç olan ruhu biraz olsun rahatlatabilmek bir çıkış yolu olabilir. Çünkü insan, etrafındakileri değil kendi ruhunu huzur ve vicdan ile ilişkilendirebildiği zaman, çevresine kendisinin her açıdan mükemmel olduğunu ifade edebilme zorunluluğunu bir kenara attığı ya da bunu kanıtlama çabasından vazgeçtiği zaman, ebediyete dair planlarını şeffaf olarak rahatlıkla yapabilir, uygulamaya başlayabilir.
Günlük hayatımızı nasıl programlayıp, emekliliğe kadar bu intizamı gösterebiliyorsak, fani geleceğimizi bir nevi güvence altına almak için çabalıyorsak, aynı şekilde sonsuzluğu nasıl yaşayabileceğimizi de bir ideal olarak görüp, planlayabiliriz. Ölümün bir bitiş olarak görülmesi, gelecek hayallerini bıçak gibi kesen bir kanıdır. İlk önce o noktadaki yanılsamaları giderip, kendimize ona göre bir plan hazırlamalıyız.



15 Ekim 2007 Pazartesi

Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -2-



İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Yoksa şu anda sonu gelmez sınırsız arzularımıza sahip olabilir miydik? Olamazdık. O sınırsızlıklar, şu kısacık ömre nasıl sığabilir ki? İstekler ve dilekler asla tükenmez. Sayılar nasıl sonsuzluğa programlanmışsa, insan ruhu ve bedenindeki bütün hücreleri, hücreleri oluşturan şifreleriyle birlikte sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Derinden sonsuzluğu yaşama arzusunu hisseden herkes bu duyguyu aslında çok iyi tanır. Dünya hayatının bitişi olan ölümü düşündüğünde sonsuzluğa olan arzusu bir parça perdelenmiş gibi görünür; fakat hala içinde engelleyemediği, uykularında bile sonsuzluğu dilediği bir arzuyla yaşar her daim. Yüce Yaratıcımızın bize verdiği fakat insan aklının algılayamayacağı kadar derin olan ebediyet duygusunu her gün yaşamaktayız aslında ayet misali. Nasıl? Sonsuz arzularımız, tükenmeyen isteklerimiz, ulaşmaya çalıştığımız ideallerimiz, ulaştığımızda, bizi tatmin etmediğini anladığımızda yenilerine ulaşmak için sıraya koyduğumuz, sayısı katlanarak artmış olan diğer ideallerimiz… Bunun bir sınırı yoktur. Kesinlikle bir yerde son bulmaz.
Hayat doyumunu tamamlayamamış bir insandan bahsedecek olursak; şifrelenmiş bedenin sınav bitimi yaklaştığında, ruh ulaşamadığı ya da en yüksek seviyeyi yakalayamamış olmanın huzursuzluğundan yorgun düştüğünde aslında bir yerlerde hata yapmış olduğunu anlar. Artık heves ve idealler için yapılacak çok fazla bir şey ve uğraşıp vakit harcayacak kadar zamanı da kalmamıştır. Üstelik kişinin ebediyette huzurlu olacağına dair bir kanıt yoktur. En azından bunu sağlayabilmek için ömrü içerisinde yaşam programı dâhilinde kalbini ve ruhunu teselli edecek vicdani bir çalışma yapmaya, emek harcamaya vakti olmamıştır. O vakti hep en son plana ittiğinden, ebediyet kaygısına sıra gelmemiştir. Kendi çıkarlarının sadece günlük mutluluklarla paralel olmasından dolayı hali hazırda bir “ebedi yaşam” programı belirleyememiştir. Kişinin özellikle ruhu ve iç dünyası bu günlük kaygılardan çok yara almakla beraber, onu tatmin edici bir hayata da ulaşamadığı duygusu kendisini hissettirmektedir. Neden? Çünkü yaptığı her şey sadece ortalama altmış yıllık bir ömür içindi. Uygulamaya koyduğu hayat planı ancak o kadarlık bir yaşayışa cevap veriyordu. Hâlbuki ebediyeti de programı dâhiline alsaydı onun için her şey çok daha karlı ve mantıklı olacaktı.
Yukarıda çizilen bu basit portrede bir pişmanlık sonucu çıkartılırsa da her şey için çok geç değil sonucuna da ulaşabiliriz. Çünkü yaşam daha sonlanmadı. Ömür saati hala ilerlemekte. En azından bir plan her şeyi değiştirebilir. Sonsuz arzular maddesellikten uzaklaşıp, ebediyete doğru ilerleyebilir. Bu da kişiye çok farklı bir görüş açısı sağlayabilir ve İnsan ruhu için çok daha yararlı aynı zamanda hikmetli bir başlangıç olabilir.
İnsan ruhu “sonsuzluğu yaşamaya” programlanmıştır. Biz ne yapsak da ne hissetsek de o sonsuzluğu bir an için bile olsa içimizden atamayız. Bu istek bizim ruhumuza katılmıştır. Fıtratımız ebediyete alıştırılıp, oluşturulmuştur.
Ruhların dünyadan önce yaratıldığı gerçeğini anımsarsak; ebedi hayat, insanın doğumuyla devam eder. Dünyadaki sınavı kazanabilmek adına yapacağımız, belirleyeceğimiz programın tek kitabı da Kuran-ı Kerim’dir. İçerisinde hayat sınavının mükemmel bir başarıya nasıl dönüşeceğinin ipuçları, bazen de cevapları; ayrıca ebedi hayatımızda bizi bekleyen güzelliklerin tarifi Yüce Allah tarafından kesin ve net olarak bildirilmiştir. İnşallah bu sınavı kazanıp, ebediyete mutlu olarak devam edenlerden, başaranlardan oluruz.

Reyhan Yonat

8 Ekim 2007 Pazartesi

Sevgiler Büyüttüm İçimde

Ne sevgiler büyüttüm içimde
Toprağı susuzluktan çatlamış
Çiğli anemonlar yağmur beklese de
Hislerin sırça barınakları
Depremlere alışmış olsa da.
Kaç duvarı sair belalardan
Yıkılmış olsa da
Azametli sevgiler büyüttüm içimde.
Hasta ruhlardan ırak, siyah beyaz gecelerde.
Buruk tadı kedere varan yarı zamanlı sevinçlerde.
Senin aşk dediğin nedir ki,
Dediğin alacakaranlık vakitlerde.
Sessizce ama övünçlü gazellerde.
Zafere eş sevgiler büyüttüm içimde
Kaynağından ümit doğan kuyulardan
İnanmazlıktan gelip, sonunda da
Ağırlığından ürktüğün aşklardan, korkularından
Vahimleşen, ücralarda kalan duygularından
Sentezleyip, karşı yönüne geçip hayatın
Nice sevgiler büyüttüm içimde.

Reyhan Yonat



7 Ekim 2007 Pazar

Kayıplar ve Odaklar


Kırdım ne varsa duyuyor musun?
Açmasın çiçekler artık, kendi ellerimle söktüm
Giderken yalnız değildim,
Bitmiş yanım da benimleydi…
Sen duymadın ki, hiç yoktun zaten.
Ağlamışlığımı,
Hatta korkmuşluğumu
Sen hiç hissetmedin…
Yaktım ne varsa anlıyor musun?
Üzeri sürgülü kapıları
Açtım birer birer.
Ve söktüm bağını gözlerimin.
Bulutlar dolduysa
Sütliman gökyüzü
Başlamışsa sancılanmaya
Engelleyebilir misin o doğuşu?
Şimdi
O kasvetin hesabı
Kalır mı hiç yarınlara?
Boynu ipte artık
Zulmü benimsemiş yalnızlığının.
Kanı çekilmiş damarlarının.
Oysa ummanlar kadar
Yüklü ve derindi
Adını hazmedemediğin
İsmini heceleyemediğin
Hiçbir zaman öğrenemediğin
Katıksız bulduğun sevgi…
İşte taşıyamadığın bu gerçekle
Çetrefilli vukuatlarınla birlikte
Zaman acımasızca
Ezdi geçti seni…
Reyhan Yonat

3 Ekim 2007 Çarşamba

Rüya


Hani sevda

Hak edilirdi ya;

Boynuna geçirilmiş

Acı halkalarından

Kurtulmaktı ya.

Geçmişin intikamlarını

Ardında bırakıp gitmekti ya.

Yaşayamadığın gerçek aşkı

Katman katman

Yalanların içinden bulup

Çıkartmaktı ya.

İşte o sevdayı

Gördüm ben rüyamda...

Uyanmamak için bu düşten

Gücüm yettiğince

Dua ediyorum...

Reyhan Yonat

1 Ekim 2007 Pazartesi

Sen


Hüzne adanmış yağmurlarda

Koşup yakalayamadığım

Damlalarımsın sen benim.

Kelimelerin yetersiz kaldığı

Dudaklarımdan dökülmeyen

Sır gibi içimde gizlediğim

O iki kelimemsin benim

Sesini duyuşlarımda

Yüzleştiğim korkularımla

Elvedalara hazırlandığım

Aciz esirinim ben senin.
Reyhan Yonat

29 Eylül 2007 Cumartesi

Yaşıyorum


Çığrından çıkıyor duygular; muazzam bir sele kapılıp giderken bu aşkın ortasında ben ve kalbim, adı konulmamış kaygıların ruhuma sarmalanmış o fırtınasını dinliyoruz. Güç iş gerçekten kalıpların ardındaki bir düş deryasında engin dalgalara karşı mücadele etmek. Devam edebilmek yola. Kavrayabilmek duyguları ve hükmedebilmek ruhunu baştan başa kaplamış aşk yetisine. Keşke sevda baş edilebilir olsa. Keşke kalp sızısına mahal vermeden, aşk kendisini her gün yeniden doğurabilse. Katlanarak an be an artsa.
Sen düşerken yüreğime mutluluk gözyaşlarıyla birlikte, şebnemler misali örtüyorsun ruhumu. Yağmur gibi yeniliyorsun ömrümü. Sen gülerken, ben acıyı ve korkaklığı tümden dışlıyorum dünyamdan. Alıp atıyorum içimde hüzne dair ne varsa; yok edip bir adım daha yaklaşıyorum abidevi yüreğinin güzelliklerine.
Hafızamda yer etmiş bulanık mutluluk tablolarının ne değeri var ki artık? Yeni bir okyanus dalgası gibi silip geçti sevginin güzelliği, o yarım yarım tebessümlere sahip tüm kayıtları. Artçı sarsıntılarla geçmiş günler, şimdi tertemiz bir şelalenin verdiği dinginliğe bıraktı yerini. Toprağın soğuğuna alışmak kadar zor iken yaşamak, şimdi bir çift göz ile kalakaldı öylece, cennetin içinde ilelebet yaşamak istercesine.
Güç iş gerçekten solgun bir kalple hayata güzel bakmak. Sevgiyi işlenmiş sedefler gibi hayata yaymak. Aşkı matem olmaktan çıkarıp, kalbi mutluluğa boyamak. Sen mahkum etmiyorsun yüreğimi. Sen korkutmuyorsun beni. Sen, açtığın cennet kapılarını, huzur meşaleleriyle ışıklandırırken gözümün gördüğü her yeri, ben gizemli hislerin ölümsüzlüğüne aşık, çoktan bağlandım yüreğine.
Yaşıyorum mesafelerin uzaklığına rağmen. Yaşıyorum vuslatla özdeşleştirmediğim ama gücünü oradan aldığım büyük bir ümit ile. Özel bir sevgiyi, özen verilmiş bir aşkı, kıyılmayacak kadar muhteşem bir yüreği, yaşıyorum ruhumun derinliklerinde ve damarlarımda dolaşan kanın değdiği her noktada. Yaşıyorum.

24 Eylül 2007 Pazartesi

O Gelmez


Çok çetin duruyor hasretin çehresi.

Bir kez işledi mi yüreğine

sevdanın umarsız haresi

Geçmez acısı sen istemesen de.

Sarar benliğini meczup korkular.

Düşer ellerine onsuzluğun kasveti.

Yılarsın özlemekten, bıkarsın ama

Terketmez özlem ne yapsan da seni.

İlacı olmayan dertleri sahiplenir yüreğin.

Hiç acımadan kanatır ayrılık gözlerini.

Yoksunluğun olur sevginin bedeli.

Düşlerinde beklersin gelecek o diye.

Ama o gelemez sevgini hissetse bile.

Kalbin çile buzullarında soğurken


Aciz ömrün infilaka hazırken

Ümitsiz bekleyişler sükuta ermişken,

Sen ölümü bir düğün sanmışken


O gelemez, herşeyi çok iyi bilse bile.


Reyhan Yonat

22 Eylül 2007 Cumartesi

Özendiğim Kalbe


Ruhundaki güzel tat

Gözbebeklerinden damlayan ışık,

Cesur ihtirasların,

Limanıma aşkı köprüleyen

Sorgularımın dönüşsüz kasırgası oldu.

Şimşek çakınca, kükrerdi yalnızlık,

Kanardı o ağır yara.

Senin krizantem rengi

Ümit yağmurlarından önce.

Tutsaktı her bir zaferim.

Hastaydı kurtuluşun her bir hücresi.

Senin derin bakışlarının

Yankısında kaybolmadan önce.

Büsbütün karanlık rüyalar

Geçit vermezdi ebediyetin şehrine.

Tecrit edilmiş batık gemiler gibi

Sevgi eksiliyordu günden güne.

Yok denilmişti bu derdin panzehiri.

Sor şimdi herkese.

Sor ne değişti bende diye.

Hislerime düşen çiğ damlaları gibi,

Sezgilerime saçılmış sihir tanecikleri gibi,

Gözlerinin okyanus rengi yağdı yüreğime.


Reyhan YONAT

20 Eylül 2007 Perşembe

sabah Ve yıldızları


İzini sürüyorum yalnızlığın
Pamuk dokunuşlu meltemin ardında.
Kapılıyorum özgür martıların
Akıl çelen çığlıklarına.
Sürüklüyorum ruhumla kalbimi
İnci mercan, yosun tutmuş kayalıklara.
Şimdi yıldızlar çekiyor kahrımı
Yakamozlardan anlıyorum
Beni duyduklarını.
Kapılarını aralıyorum yalnızlığın
Birer birer...
Ay yüzüyor ılıman sularda
Sessizliğe doyuyor gün doğumu.
Kızıla boyanıyor karanlığın çırpınışları.
Kilitlerini kırıyorum yalnızlığın.
Tükenmeden varıyorum sonuçlarıma.
Vazgeçmeden ulaştım ümidin durağına.
Şimdi hayat tuttu ellerimden.
Puslu seherin tebessümünden anlıyorum
Hesapsız, kayıtsız
Hep yanımda olduğunu.


Reyhan YONAT

19 Eylül 2007 Çarşamba

Müptelayım


Canım yansa da
Ürksem de şu hayatın sürprizlerinden
Zorluğa aşina olsam da
sevgiye aşka
Ve mutluluğa müptelayım.
Çünkü neden?
Vardır hayatın tutunacağın yanları
Vardır özlemlerinin bir eşi.
Canım yansa da
Acıyla yoğrulsam da
Bazen de nedensiz
Hıçkırıklara boğulsam da
Ben aşka müptelayım
sevgiye müptelayım
mutluluğa karışmaya
Gülmeye alışkınım.
Canım yansa da
Düşsem de ümitsizliğe ara sıra
O duygular benim kurlarımdır hayata.
Hayat canımı yakmasa
Anlayamazdım bilemezdim.
sevgi ne kadar güzel
Aşk ne kadar asil
Ve mutluluk ne kadar yakın…
Reyhan Yonat

15 Eylül 2007 Cumartesi

umut Sana Çok Yakışıyor

umut sana çok yakışıyor.
Senin özünde var her an bu duyguyu
Yaşatma isteği.
umut sana çok yakışıyor.
Ölüm düşmüş gözlerime.
Sağanak olup taştı yüreğimde kederler.
Seni bilmem ama benim vaktim geldi.
umudum tükendi.
Karlar yağdı yüreğime.
Senin için kırmıştım kilitlerini yüreğimin.
Senin için gelmiştim son kez.
Bak, duyuyor musun ayrılığın zalim ayak sesini?
Duyuyor musun şimdi ölüme eş hasretin,
Yaraları kabuk bağlamamış hikâyemizin acı feryadını?
Gömdüm her şeyi.
Gömdüm zavallı mezarlığıma.
Silip süpürmez mi şimdi her şeyi ayrılık rüzgârı?
Yok etmez mi tüm yaşanmış hatıraları?
umut sana çok yakışıyor.
Ama bende kalmadı, tükendi.
Vazgeçtiğim bir masaldan
Hiçbir anı taşımıyorum kalbimde.
Aşka dair sözüm kalmadı.
Aşka sebepsiz bir yenilgi verdim.
Kabul etti yüreğim her şeyi.
Şimdi yenilginin buruk acısını,
Kaybetmenin sızısını,
Ağrıyan ve boş vermiş kalbimle birlikte,
Yaşıyorum âcizane.
Ne bir intikama ihtiyacım var,
Ne de teselli verici bir söze, unutmak için.
Hiçbir şeye gerek kalmadı.
Unuttum.
umut beni terk etmiş olsa da.

Reyhan Yonat
15.10.2004

10 Eylül 2007 Pazartesi

Mecburum


Sonbaharda ağlamaya mecburum.

Bu mevsimde can yakar duygular.

Hatıralarla durulur bezgin savaşlar.

Sonbaharda acıya mecburum.

Şarkıları kalp merkezinde özümsüyorum.

Ruhuma girift odalar ekliyorum.

Sonbaharda hüzne mecburum.

Benliğimden alınmış her şeyi

Yüreğimde kanatılmış her bir zerreyi

Sonbaharda unutmaya mecburum.
Reyhan Yonat

7 Eylül 2007 Cuma

Güz Belirtileri

Yalnızlık sefalettir, hüzün perişanlık. Ölümün soğuk karelerinden seçeceğin bir ayak izi, peşini bırakmaz seni uzun bir zaman. Kaybolmuşluğunun içinde saklanıp dururken acılarından, geçmiş sızıların sirenleriyle uyanırsın her kâbusundan. Duygularının ezik ve küskün hışmına sarılıp, onunla devam edersin fütursuz iç yolculuğuna. Karmaşık hislerin dolanır boynuna, ipi hazırlanmış mahkûmlar gibi, bekler seni gözlerinin baktığı her son noktada.
Vesselam, gerçeklerin rutinidir hayat; bittiği yerden, bitirdiği yerden yeniden başlar bilmeden yaşamanın hükümranlığı.

5 Eylül 2007 Çarşamba

Yumma Gözlerini


Hadi hayat, aç gözlerini! Şimdi ayakta kalma vaktidir; sakın bitirme ümitlerini. Başın dimdik, alnın ak, tamamla şu yolculuğu. Hadi hayat, n’olur aç gözlerini! Şimdi ölme vakti değil, güçlü olma vakti; yumma gözlerini. Ver ellerini. Çaresizlik kader değil, durdurma kalbini. Damarlarında hisset inancını; yorgunluğunu aş; durma yenile hücrelerini. Haydi hayat, aç gözlerini! Ne olur silkelen, unut sevgisizliği. Şimdi sevme vaktidir, çoğalt sevinçleri, yık tezatları, bekle doğacak yeni günleri… Yumma gözlerini… Ver ellerini…

2 Eylül 2007 Pazar

Uçurum Kenarları


Önce bir yağmur sesi duyuldu inceden. Sonra keskinleşen tınılar gök gürültüsüne karıştı. Ellerimde bir avuç acı; ama artık çoğalmıyordu. Bir parça karanlık ışığı boğuyordu. Buğulu camın ardında hoyrat bir rüzgâr, yalnızlıkla yarışıyordu. Kulağımda hüzünlü şarkıların yoldaşlığı, düşüncelerime eşlik ediyordu. Yorgunluğum acıdan mıydı; acılarım mı yorulmuştu?
Yankılanan her yıldırım sesinde coşarken hayat, melekler kalp lekelerini silermişçesine, eritiyordu korkuları ve ürpertileri. Kasavet sessizliğe gömülüp giderken, ardında yas tutan ümitleri bırakmıştı. Ve ümit, ellerini tan yerinden ayırarak, ışığını güneşe yansıtarak, usul usul oradan uzaklaştı. Güneşse karanlıktan hikmeti devralıp, insanlara o gün bir şans daha taşımak için ışığını yaydı da yaydı.

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Girdap


Bir çöküş devrinde savrulup giderken anılar
Bir son elveda ile biterken masum rüyalar
Dönüşü olmayan bir yola girdik.
Yalvarışlarımın aksi sedasını duyarken yarınlarda
Artık affedilmeyen bir çizgi oldun hayatımda.
Daha dün sevgiyle sarılırken umutlarımıza
Hayatta huzurdan başka ne bekledik?
Hayat ne acı; yaşamak ne kadar elem dolu.
Yağarken üstümüze keder yağmurları
Nasıl bitirdik, nasıl tükettik?
Nasıl söndürdük o ışıkları?
Bir yalan, bir riya içinde
Kaybolup giden aşk yanılgısında
Ararken umudu gözlerinde,
Gitmeden önce
Hayallerimi bıraktım ben ellerinde.
Titreyen mum alevi gibi yaşarken
O sonsuz sandığımız aşkı
Gerçeğin ta kendisi olsaydı
Söner miydi böyle bir rüzgârda?
Bu kadar kırılgan bir sevda
Yaşar mıydı sonsuza dek?
Gözümün önünden geçerken hatıralar,
Silinmekte aslında büyük bir hırsla.
Değerini yitirmiş hayaller boş fanusta
Elimizde ne kaldı ki ümit edelim?
Kırılan kalplerin soğuğunda
Bu korkunç ayazdan ne bekleyelim?

Reyhan YONAT

Sonsuzluğa Dair


Hergün baharı yaşıyorum
Gönlüm gönlümdeyken.
Tadacağım mutluluğun hesabını
Soracak biri değilsin sen.
Yeşerttin ya şimdi yeniden
Kurumuş dallarımı.
Onları tekrar kurutacak biri
Değilsin sen.
Karınca kararınca
Değil senin sevgin,
Çünkü hissettirdiğin
Yoğunca ve tonlarca.
Sınırsızlık için çıktık
Biz bu yolculuğa,
Ümidi yerleştiriyoruz
Hem bu dünyamıza,
Hem ebedi hayatımıza.
Olumsuzluk nedir diye
Sorduğumda sana
Kalp kırıklığı,
Huzur noksanlığı,
Dedin ya bana,
Herşeyim senindir artık,
Ruhumu iç, kana kana…

Reyhan YONAT

Mutluluk


Mutluluk seni çağırdığında
İki elin kanda da olsa
Acıya sırtını döneceksin
Çaresi yok gideceksin…
Sevgiye hasret kaldığında
Bomboş ve yalnız hayatında
Yolculuk olmalı oralara
Dönüşü yok, gideceksin.
Aldattılarsa zayıf kalbini,
İçtilerse umutlarını hayal tacirleri,
Yokettilerse seni, duygu katilleri
Ümidin var, gideceksin…
Yılma sakın çok ağlasanda,
İçindeki aşka sarıl korktuğunda.
Mucize peşindedir her nasılsa
Cennete yaklaşmışsındır mutlaka.
Seni Yaratan adildir; inanıyorsun ya,
Kucaklar mutluluklar seni, sabrının sonunda,
Emin ol O’na, varacaksın.
Reyhan Yonat

Küçüğüm

Onulmaz yara yoktur küçüğüm,
Kesindir hesapta bu hüküm.
Doğru yaşamaktan bıkma usanma
Gözyaşlarını kendinden saklama.

Şu fani dünyada benim gördüğüm
Umutsuz hayat tam bir kördüğüm.
Sabret; güven yalnızca Allah’a
Güneş doğacaktır mutlaka bir ilkbaharda.

Dönülmez yol yoktur küçüğüm.
Herşey bitmez gelse bile ölüm
Şu fani hayatta benim çözdüğüm,
Kul köle olmamaktır asla, hiçbir insana.

Reyhan Yonat

13 Temmuz 2007 Cuma

yıldız yağmuru


bir dolunay gecesinde

yıldızsız gökyüzünde

gezgin ruhum

düşler ırmağında

yenilerken kendini

sen çıka geldin

elinde

bir valiz dolusu yıldız,

serptin üzerime

ben kaldım öylece

yıldız yağmuruna tutuldu gönlüm

sen karşımda

yüreğin karşımda

gözlerimiz tek bir noktada

haydi sevgili

dağıt ümitlerini

dağıt etrafa

yanılsanmış

kaskatı şu ömrü

sen

sen kat aşka

haydi sevgili

tertemiz sevgini

dağıt ömrüme

dağıt kalbime.
Reyhan Yonat

7 Temmuz 2007 Cumartesi

Nereye kadar?


Sayılamayacak kadar
Çok
Endişe ve korkularımdan
Biriktirdiğim hezeyanlarım var.
Ne gidişleri, ne dönüşleri
Sorgulayamayacak kadar
Çileli
Yorgun yüreğim.
Her ayrılıkta
Tut ki öldüm.
Son durak neresidir?
Her toparlanışta
Tut ki sevdim.
Sevginin azizliği
Kurtarır mı hayatı?
Kanayan yarayı
Durdurabilir mi?
Ömür kısa.
Vakit dar.
Yarınlar meçhul.
Kayboluşlar.
Yıkımlar.
Sonsuz arzular
Nereye kadar?
Reyhan Yonat

6 Temmuz 2007 Cuma

Hayat İçinde Ümit Arayışları


Yaşam bir arayış içinde kaybolmanında ötesinde saplantıların hareleri etrafında dönüp durmaktan başka bir şey değil. Ömür kapısında dertlere çare aramak ta değil daha çok sorun üretmenin ta kendisi aslında. Bir çember içinde sönükleşen hayatlar, gelip geçici nankör duyguları yaşatırken bir taraftan da değersizleştirilen düşünce öbekleri yok etmekte naif hisleri. Tutku tohumları ekilirken yüreklere basit davranışlarla cansızlaştırılmakta sevgi çiçekleri. Bir adım daha yaklaştığını sandığın an aslında daha da geriye gittiğini anlayamayacak kadar hassaslığa bürünen sevme yetisi çok yakın bir zamanda kendi kendini yok edecek gibi. Ulaşılmayacak bir biçimde yükselirken bu duygu, hala hiçbir şey yapamıyor olmak ne kötü! Soramamak nedenini hataların, varamamak sonuçlara ve aşkın yaşamıyor olması ne kadar vahim. Varolmanın değerini çıkmazlarda oyalanıp ömür tüketerek yitirmek öyle çok eksi veriyor ki insana.
Yaşam sınırlandırılırken aslında sonlandırılıyor bir yerlerden tüm kazanımlar. Boşa yaşamış olmak öyle acı ki. Ne varsa artılarla dolu bir hayatta var.


Reyhan Yonat

29 Haziran 2007 Cuma

EKSİ AŞK


Çatlıyor toprak
Her terk-i diyarda.
Şahlandırıyor
Dile gelen alacakaranlık
Kendini sonsuzluğa adamış
Yaşlı korkuları.
Gül fidanında
Dikenler elvedaya hazırlanıyor.
Hüzün ilkbaharla yarışıyor.
Son cezbinde hülyaların
Elleri ayaklarına dolaşıyor.
Gümüş ve şık hayaller vardı
Muhatabı serenatlardı.
Yenik düştü aşk.
Kaybetti.
İnce duygular çölünde
Yaralandı.
Yok edildi.
Reyhan Yonat

GİZ



Sağanak bulutlar gibi
Gelip geçiyor şu ömür.
İnsan gönlü mahzen
Bilinmiyor ki
İyi midir, kötü müdür?
Hayat kapalı perde
Son durak neresidir?
Kader kalın bir duvar
Ardında neler gizlidir?

Senin İçin Bir Yıldız Tuttum Gökyüzünden (ŞİİR VERSİON)


Senin için bir yıldız tuttum gökyüzünden.
Tam da kaybolacaklarına yakın…
Biliyor musun ben de kayboluyorum
Bazen gözlerinin derinliklerinde,
Sığ sularında,
Yakıp yakıp söndürüyorum
Kanımdaki ateşleri.
Çünkü ben alevlerden ürkerim,
Senden ürktüğüm kadar.
Sınırsızdır aslında iç dünyam.
Gördüğün gibi sert değil duygularım.
Ben de herkes gibi çocuk oldum,
Ben de özgürlüğümün son demine kadar
Harcadım çocukluğumu.
Son kuruşuna kadar.
İçimden çocukluğuma geri dönmek geliyor.
Günleri yılları harcamak geliyor,
Kaygısızca ve tutumsuzca.
Senin için mısra bile yazmaya başladım.
Bunun ne demek olduğunu bir bilsen…
Bir bilsen mısraların bendeki anlamlarını.
Ve ne kadar değerli olduklarını bir bilsen.
Anlardın çoğu şeyi…
Gözüm dalıyor şu anda.
Yine, yine çok uzaklara,
Bin bir düşünce arasında
Neden seni düşündüm birden.
Belki de bir ışıkla yaklaştın bana.
Belki de sadece ben fark ettim o ışığı,
Bir gece yarısı,
Okyanusun tam ortasındaki,
Karanlık girdapların arasından
Yükselen o ufacık ışığı ben,
Kendim fark ettim.
Doğa ne demek bilir misin?
Bende doğa demek nefes almak demek,
Hazinelerin de üzerinde bir cevher demek,
Bazen de en yakın sırdaşım demek.
İnsanlarda bulamadıklarımı onda buluyorum,
Çünkü anlıyor musun?
Ona yazarım çoğu zaman mısralarımı,
İçimi ona dökerim
Ve sadece en sevdiğim varlıklara
Mısra yazarım
Düşüncelerimden gelen derin bir ses ile
Ruhumun emriyle yazarım…
İşte kışlar, baharlar, yağmurlar, yıldızlar
Dostumdur benim bilesin…
En barışık yaşadığım varlıklar,
O görmekte zorlandığımız
Hatta fark edemediklerimizdir.
Sanma ki onlar önemsiz.
Bir düş kurarım, geçmişten, gelecekten
Ve şu andan ilgisiz,
Zamanı belli olmayan bir düş.
İçinde neler barınır neler, bir bilsen.
Bir bilsen zamanı yaşamak istemezdin,
Takılır giderdin o düşün peşinden
İlerlerdin hayatın banal akışına
Hiç aldırmadan.
Korkunçluk yoktur hayatımda,
Korkunçluk kendinle dargın olmaktır
Kurallarımda.
Ve bu duyguyu yok etmektir
Gerçek amacım, yaşama sebebim.
Karamsarlığa da yer edindirmedim ruhumda
Çoğu zaman.
Ona asla taviz vermedim.
Ruhumda boş yere acı barındırmadım,
İnsan olmayı
Bir hak ediş olarak algıladım her zaman.
Ve bunun değerini bilerek attım adımlarımı.
Hedefim sonsuzluğa yol almaktır.

Reyhan Yonat

27 Haziran 2007 Çarşamba

Çıkmaz Yollarda

Aştığım yolların
kumlu yamaçlarından
Hayatıma sızan siyahlığı
hep görmezden geldim.
Derin umutların
üzerine düşen
Lain sömürülerin
vurdumduymazlığında
Geç kazananlardan oldum.
Kurnazca etrafta
boyunduruğa kalkışan
Bir sürüyle mücadelede
Geç konuşanlardan oldum.
Bir pıhtıdır ki o
at gözlüğüyle sınırları
Aç be aç bırakan
Bir korkaklıktır ki
Sinsi sinsi uluyan.
His pazarında dolaşıp
Geç dönenlerden oldum.

19 Haziran 2007 Salı

Yürüdüm Acıya Doğru


Yürüdüm acıya doğru. Teslim oldum bilinmezliğe. Ardımda sırça bir ömür. Açıldı perdeler. Özüme bağlı mazi kırıntıları, yoluma dikenler koymuş, beni beklemekte. Düşmanım kalbimin bağlı kaldığı değerler olmuş, güneşimi kesmekte. İhanet ruhuma saçılmış, adaletsiz aşkların bir armağanı misali bana verilmekte. Zaman sitem ile işlemiyor. Hiçbir faydası yok. Sızılar bir özür ile kapanmıyor. Hayat sayfalarını kati olarak yaşanılan sonuçlara göre düzenliyor. Elverişsiz, taş kesilmiş yüreklerden sevgiye dair duygular belirmiyor. Ne yaparsan yap, hiçbir zaman sevgi zorla doğmuyor, yetişmiyor. Vardır ya hani, aşkın büyüsüne kapılıp giden sevdalar… İşte o sadece bir masal. Gerçek üstü sevgileri hak edenlerin yaşayamayacağı kadar zalim bir mekân bu dünya. Bir hatırası bile olmayacak sahte aşkların tutunamayacağını bile bile yaşanmaya kalkışılması ne kadar da tehlikeli. Ne kadar da cesurca. İki ayrı ruhun birleşeceğini ve ölümüne seveceğini düşünmek ne kadar da acı. Sevda yüklü trenler çoktan gitti buralardan. Sonsuza yol alalı çok uzun zaman oluyor. Bir daha da asla sefere çıkmayacak o trenler. Ne yolcu alacak; ne de yolcu bırakacak aşk istasyonlarına. Gri tablolardan, ruhsuz bedenlerden ve sevgiyi hiç tanımamış kalplerden ibaret aşk yoksunları kol geziyor artık dünya mekânında. Sevgisini sahiplenmeyen, aşk sandığı arzusunu öksüz bırakan ve yalan duygularının yarattığı enkazların içerisinde kendisini arayan insanlarla dolup taşıyor hayat gemisi. Yakında da yanlış yaptığı hesaplarının ömrüne verdiği ziyanların farkındalığıyla ruhunu kirlettiğini geç anlayacak insanlara rastlayacak ömür istasyonları. Sevgi trenini hiç basitleştirmeyerek yakalamaya çalışanların haricinde yanlış hesap zedelerin yaşayacağı bu infazları kestirebilmek mümkün değil. Sevgi amacını araç olarak kullanan niteliksizliklerin, dünyada eninde sonunda bir şeklide zarar etmiş olarak çıkacağını bilmek ise bir parça olsun ümit verir sevgi elçilerine. Her ne olursa olsun her şeyin bir bedelinin olduğunu bilmek, o gönüllü sevgi taşıyıcılarının tesellisi dışında daha büyük bir utku olarak geri dönecektir onlara.
Reyhan Yonat

18 Haziran 2007 Pazartesi

Değmemiş




Bir damla gözyaşı aksaydı gözlerimden


Ket vurulmuş kalbimin parçaları içinde


Yüzüp ulaşsaydı derinlere


Değermiş demek ki derdim.


Ama değmezmiş.


Değmemiş.


Hiç sevgi olmamış.


Aşk hiç barınmamış bizde.


Bir damla gözyaşına bile değmeyecekse


Neden yaşandı diye soruyorum kendime.


Bir cevabı bile olmayan bu yanlışlığa


Hatta


Bir parça hüzne bile değmezmiş.

12 Haziran 2007 Salı

7 Haziran 2007 Perşembe

Tınılardan...


Bir rüzgâr uğultusu, bir yeşil yaprak

Ümitsiz gecemde ümidimin çukurunda

Bana bir sığınak.

Gözyaşlarımın sesi ruhunda bir elem

Ve canında bir avuç acı olarak kalacak.

Sitemim göğsündeki ateşi

Bir tutam hicran ile sarsacak.

Çünkü vaktidir, tam vaktidir kara günün.

Yakındır zehirli hisleri solumanın.

Ellerinden kayıp gitmişse mutlulukların.

Hazırlıksız yakalandıysan zafersiz sınava.

Geri gelir mi kaybettiğin umutların?

Sırça Kalp

















Gecenin kanatları altında
Yosun rengi bir uykuya daldım.
Aydınlık bir gökyüzü beklerken,
Karanlığı boylu boyunca giyinmiş,
Sessiz çığlıklara saplandım.
Doğmamış bebeğime
Yeni filizlenmiş
Hüznün adını verdim.
Olmamış hayallerimi
Üzerine serptim.
Korkmasın diye,
Acıyan içimi sarıp sarmaladım.
Sakladım ondan ızdıraplarımı.
Gömdüm düşlerime.
Ürkmesin düşüncelerimden diye,
Örttüm kalbimi.
Hapsettim ebediyete.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails