18 Nisan 2008 Cuma

Yarına Sözlerim Olsun




O zulm-ü kararından dönme ki
Dünya acısına gark et ki
Doluluğum aşsın semayı
Cehennemde payidar ağaçların kalsın.

Sen zehret/kahret ki
Yazacak cümlelerim
Yaşayacak kederlerim
Üşüyecek zemherilerim olsun.

Sen ek tarlama çılgın garezini.
Toplayacak menevişli hüzünlerim
Edilecek azılı yeminlerim
Susayacak derin köklerim olsun.

Yıldız küre aksettirse maziyi
Şu acı varolduğundan beri
Kayıp çıkar nice şahlanan tutkular.
O zaman ki zehredene/kahredene
Sualsiz/emsalsiz bir nispet vakti.

Haydi katlet/yoket gözümdeki değerini.
Sil bakalım beyaz mühürlü vaadlerini.
Şimdi öldür, yaşatma şu arsız sevgimi.
Ay’ı ikiye böldürenden
Çarmıhtakini göğe yükseltenden
Zindandakini taht’a getirenden
Aman dilemeye yüzüm/özüm olsun.

Reyhan Yonat




15 Şubat 2008 Cuma

BEDEL


Bir kısım insanlar vardır ki
Boynu ipte asılıyken
Çeksen de sehpasını
Elleri sevdiği o ellerden ayrıyken
Gözleri sonsuzluk için bağlıyken
Vermez duygularından bir taviz.
Bulamazsın onda ne bir leke, ne bir iz.
Çünkü onun hikâyesi tertemiz.
İşte sevdanın özü böyle bembeyaz
Acısını içinde saklar, asla duyurmaz.


Sanırsın ki her aşk böyledir.
Sanırsın da yanılırsın.
Yanılgılarında acıtılırsın.
Sonra o izbe aşklardan uzaklaşır,
Kendince arınırsın.

Zor ki öyle zor, taştan bir kalbe umut ekmek,
Ekipte biçeceğini umup, ömrünce beklemek.

Bir kısım insanlar vardır ki
Dönüşü olmayanı beklerken
Bedelini böylesine ağır öderken
Sus pus olmuş kederini içine gömmüşken
Gözleri bir daha asla
Sevdiği o gözleri göremeyecekken,
Bırakır okyanuslara umutlarını,
Azat eder hayallerini.

Bir kısım aşklar ve insanlar vardır ki,
Bulamazsın içinde bir leke, ne de bir iz.
Çünkü onların hayalleri, düşleri tertemiz.

Reyhan Yonat


05 Şubat 2008 Salı

Mavi Olsun Bu Gece


Bal olur gözlerin
Tadından yenmez bakışların
Sonra bir rüzgar üfürür zamana
Toplayıp gider hayalini...
Ellerimde bir de bakmışsın ki
Pespaye bir yalnızlık...

Çınlatır göğü kahır naraları.
Acımdan yayılır evrene
Eskimeyen ayrılık nakaratları.

Saydım günleri
Ezildim zulmünde
Yalnızlık sanırdım derdimi
Yokluğunmuş oysa.
Ah yokluğun!
Yok eden imtiyazlı hayalleri
Kimsesizliğime gömen
Salaş kederleri.

Mavi olsun bu gece
Sevi yazsın tek hece
Gömülsün düşlerime.
Kapısız, anahtarsız
Çık gel, hoş gel

Siman yetsin
Güneşin eksikliğine.
Nefesin yayılsın
Oksijen yerine.

Yeter mi
Korkularımdan bir parça çığlığı azaltmaya.
Sindirir mi
Peşimdeki sensizlik paranoyasını.
Aldatır mı
Bu kaçıncı dediğim yanılgıyı.

Mavi olsun bu gece
Aşk yazsın yüreğinde
Gömülsün hücrelerine
Bir ben, yalnız ben
Kanıksasın ömrünü.

İkliminde yaşayıp
Zorluğunda büyüyeyim.

Çilende yoğrulup,
Belleğinde serpileyim.
Azadı ol hazlarımın
Öfkende arınıp
Nazarında yenileneyim.

Mavi olsun bu gece
Aşk olsun tek hece
Dağılsın perde perde
İksiri işlesin eni konu
Yetsin bir ömür boyu
Onun sarhoşluğu..
.




Reyhan Yonat

28 Ocak 2008 Pazartesi

Hayaline Tutkunum Ben


Sensizliğe mi vurgunum ben?
Varlığınla yokluğunu ölçemezken
Hayaline mi tutkunum ben?
Gözlerini delice özlerken
Hasretinle parçalandım, neden?

Tutamazsın ellerimi
Bakamazsın gözlerime.
Yokluğuna sarılırım, neden?
Zaman geçiyor, ömür tükeniyor
Sözler bitiyor, ayrılıklar eskiyor.

Koşup gel şimdi, hemen şimdi
Eskisi gibi bak yine gözlerime.
Hüsranın armağanı doğsun yüreğime
Meltemlerde uçup gitsin ayrılıklar,
Bizden çok öteye, uzaklaşsın ebediyete.
Tekrarsız olsun bu kez kavuşmalar.
Acıtmasın canımızı mesafeler, duraklar.


Esaretine mi tutuldum ben?
Sensizlikte yaşayan bir ölüyken,
Saklı kalmış dilimde hasretin çığlığı
Mutlu olduğunu bilince huzurluyum ben.
Aşkımıza mı aşığım ben?
Varlığınla yokluğunu birleştirmişken,
Hasretine vurulmuşum ben.


Reyhan Yonat

14 Ocak 2008 Pazartesi

Ağlamıyorum Yokluğunda


Ağlamıyorum bak yokluğunda
Güçlü duruyorum herşeyin karşısında
Bir yudum hasret mi değiştirecek bizi?
Umutsuzluğa teslim olmadan
Çare arıyorum yollarımıza.
Hayallerin eskizleriyle
Cennet bahçelerine dalıyorum.
Kurşuni duygulardan uzaklaşıp
Aşka yıldızlardan ulaşıyorum.
Ağlamıyorum bak yokluğunda
Geçici hüzünlere tebessüm ediyorum.
Sonra düşlerimde
Meleklere rastlıyorum
Yüzüne eş saflıkta
Güzel çehreli melekler...
Avuçlarımdan serçeler uçuşuyor
Sonra onlardan
Sana bin selam gönderiyorum.
Bilesin ki artık
Yokluğunda düşmüyorum
Korktuğum o boşluğa
Taşıyorum ağır yükümüzü
Karartmıyorum gökyüzümüzü
Ağlatmıyorum melekleri
İncinmiyorum yokluğunda.
Acıyı reddedince yüreğim
Hayalini sarıyor benliğim.
Umuda adımlarımda
İçimdeki sevinç sensin.
Gözyaşlarımı mutluluğa eriştiren
Yaşama sebebim,
Huzurum yine sensin.
Ağlamıyorum yokluğunda
Biliyorum ki daima
Yanımdasın... Benimlesin...


Reyhan Yonat

07 Ocak 2008 Pazartesi

Seviyorum Sevgini


korkuyorum yarınlardan
korkuyorum herşeyden.
senin çocuk gülüşlerinde
ümitvar gözlerinde
yüreğim hakir kalacak.
güç yettiremeyecek.
düşlerinin büyülü çağıltılarında
benim acı dolu kalbim
kaybolacak, yolunu şaşıracak
adım atmaya
takatı kalmayacak gibi...
düştü kalbimin her bir maskesi
kalmadı gururdan eser.
kaldım aşka tutsak
kaldım gözlerinde...
yandım yüreğinde...
yarınlara bu aşk
kim bilir nasıl çıkacak...
seviyorum sevgini.
canımı yakan sözlerini
koymuyorum bir kenara.
bırak
aşk acıtacaksa acıtsın
bırak
acı kanatacaksa kanatsın.
onlar da olmasa,
adı aşk olmaz ki.
senin çocuk gülüşlerinden
deniz gözlerinden
bambaşka görünüyor dünya...
bırak
aşk kanatacaksa kanatsın
dünya seninle güzel.
kalbinle hayat
daha da çok özel...
Reyhan Yonat

20 Aralık 2007 Perşembe

Sevgi

Kırılgandı sevgi
Bir bebek teni kadar hassas
Ak saçlı nene sesi gibi yumuşak
Ve bir annenin ninnisindeki
O tatlı nağme kadar sıcaktı.
Bu duyguya hiç doymayan
Aç gözlü bir devdi.
Aslında naif bir histi sevgi.
Uçurum kenarlarında
Yaşayamayacak kadar korkak,
Dört duvara sığmayacak kadar
Kalabalıktı sevgi.
Kederi unutan bir Alzheimer,
Mutlulukla beslenen bir damar
Ve o damarın yakıtıydı sevgi,
Su gibi.
Yaşamla ölüm arasındaki
İnce çizgide
Çizginin üzerinde
Tam üzerinde
Yaşardı sevgi.






30 Kasım 2007 Cuma

YİTİK

bir yitiğimmişsin meğer
en özenilesi sevgilere
yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştığımda
her defasında kayıplarıma ulaştığım.
en zor hasretimmişsin meğer
güç bela savaştığım acılarda
ellerimdeki kelepçeleri kırdığımda
güneş diye ışığına sarıldığım...






bir yitiğimmişsin meğer
gençliğimin aynasında
hakir sevgiler.
yorgun yüzümde
çala kalem hezimetler.
asi yazlarda kalan
çocukluğuma serzenişler...
düşlerimde kaybettiğimmişsin meğer
siluetini o sisli hatıralarda
derin özlemlerle izlediğim.




bir yitiğimmişsin meğer
çöl çöl gezip aradığım
bulduğumu sandığımda ise
kayıplarıma ulaştığım
bir yitiğimmişsin meğer.




Reyhan Yonat

20 Kasım 2007 Salı

Hatıralarımız Olmalı

Hatıralarımız olmalı seninle
Sadece tebessümlere varmakla kalmayan
Yaşamanın ongun tadına uzanan
Gururdan soyutlanmış
Hatıralarımız olmalı seninle
Bizi biz yapan
Konuşmalarımız olmalı
İlelebet kalacak sözlerimiz
Bizden sonra da yaşayacak gerçeklerimiz
Aşka yakışan sebeplerimiz
Onurumuz olmalı seninle
Hatıralara eklenmiş her saniye.
Yüzümüz olmalı gitmeye
Bize yakışan ölüme.


Reyhan Yonat

16 Kasım 2007 Cuma

Bekliyorum


Düşer ruhum
Ufuktaki gemilerin ardına
Tutunur yalnız halatların
Issız ve sonsuz ucuna
Sen misin bana haram?
Sen misin bu kuyularda
İçine düştüğüm dipsiz karanlık?
Peşimdeki bitmeyen buruk yalnızlık!
Düşüyorum.
Korkuyorum.
Yaşamıyorum!
Sana aidim. Sen yoksun.
Gözlerini
Denizin renginde
Bulup bulup yitiriyorum.

Şakaklarımda
Gözyaşlarımdan çizgiler
Her soluğumda
Sana ait cümleler
Çıra kokusu kadar keskin
Asırlık ağaç gibi yetkin
Ezici bir hasreti
Kuşandım bekliyorum.


Reyhan Yonat


30 Ekim 2007 Salı

Sana Varıyor Yollarım



sana varıyor yollarım

kaybolduğum düşlerimin her çıkmazında

şimşekler çakarken sığındığım duraklarda
adını heceliyorum.

sana düşkünlüğüm

bir tuzak gibi

çepeçevre kaplamış ruhumu

boğazımda düğüm düğüm yokluğun

bir bıçak gibi

keser yüreğimi tam ortadan ikiye böler

bir tarafında hasrete aşinalığım,

diğer tarafında sancılı bekleyişlerim ve umutlarım

geleceğin o günün hayali

süslemiş yalnızlığımın etrafını

ay rengi duvak takmış geceler

siyaha inat

beyaz incileri bezemiş karanlığa

düşlerim düşlerine, gözlerim gözlerine

yüreğim yüreğine karışmışken

özlemenin ahengine, hasretin sefaletine

gidişlerin dönüşlerine alışmışken

kalbim burada işte, tam duygularının karşısında

ruhum ruhuna

ölesiye vurgunken

seni seviyorum;

güç oldu ama

onur veriyor söylemek.




Reyhan Yonat



28 Ekim 2007 Pazar

Gitmezsin Değil mi?

denizle yosunun karışımı

bakışlarının rengi

o denizde kaybolup gitsem

ve her seferinde sen

yüreğime umut serpsen

benim içim yanarken

sen de yanarsın değil mi?

her gözyaşım için.

o zaman hiç

gitmezsin değil mi?


yaşat beni

o dalgaların coşkun göğsünde

seni üzen

mavi korkularımın sınırsızlığı mı

kucağımdaki yıllanmış acılar mı?

boş ver

geçti gitti hepsi.

nasılsa

sonsuzluğun birleştiği

o ortak noktada aşk

bekliyor bizi.


düşünme

ben ağlarım diye

ağlamak baş tacım

sen hep yanımdaysan

acılara aşk diye sarılırım.

gitmezsin o zor zamanda değil mi?

bunu yapmazsın.

topladım yığdım senin için

sevgiye ait her şeyi

şimdi artık buldum

yıldızların anahtarını

sundum kalbine.


yine de

gitmezsin değil mi?

kalıp ülkemde

o yıldızları serpersin üzerime

serpersin değil mi?



Reyhan Yonat

25 Ekim 2007 Perşembe

Hasret

Canımı yakıyor şu soğuk hasret
Boynumu büküyor senden yoksunluğum.
Yaşamak değil bu; sefil bir yalnızlık.
Yenik düşmek bu; özlemlere alışkanlık.
Aşkın da bir hiddeti varmış ama
Sensizlik çekilmez bir belaysa
Uzaklığın aklı karıştıran bir muammaysa,
Ve hayattan büsbütün kopmaksa,
Nasıl çözerim bu kördüğümü bir başıma?
Adının geçtiği her cümleyi
Nefesin farz ediyorsam,
Lal olup susan kalbime
Nasıl anlatırım yokluğunu?
Kanımı donduruyor biçare geceler.
Sensizken seninle olmayı
Kendime ezberlettiğim saatler.
Ve bir dolu hüzünlere kilitlenmiş
Zalim özlemekler.

Reyhan Yonat

19 Ekim 2007 Cuma

Yüzyıllardır Bekliyorum


Bin hengâme içinde
Yaşamak adına
Ümit çiziyorum
Hayat tuvaline.

Yüzyıllardır tutsak yaşamış gibiyim.
Hiçbir aşk boy vermedi, vermiyor.
Gözyaşıyla beslendiğini sandığım
Bahar gelmiş dağlarımda
Hiçbir şey yeşermiyor.
Çıkıp gitmek var mı bu oyunda?
Vazgeçmek, yaralandım diye.

Yüzyıllardır boşa yaşamış gibiyim.
Güvercin azat eder gibi
Bin tutam sevgiyi
Saçtım avuçlarımdan uçuruma.
Ne kaldıysa yaşadıklarımdan.

Yüzyıllardır hep başkaları için yaşamış gibiyim.
Köprüleri kurmuşum hep bir boşluğa.
Niteliksiz, değersiz duyguları değerli bilmişim
Ve onlara kalbimi bağlamışım boşu boşuna.
Düğüm olmuş boğazımda kelimeler, konuşamamışım.
Lakin seçilmiş bir damla sevgiyi
Büyüsün, okyanus olsun diye
Saklamışım yıllarca,

Kendimden bile, köşe bucak.

Yüzyıllardır beklediğime değdi ya
Artık geçen günler anlamsız
Okyanuslar ümidi köprü yaptı nasılsa
Taşıdı sevgiyi, taşıdı aşkı,
Kendiliğinden ulaştı ya.

Bin hengâme içinde
Sevgi adına
Aşk işliyorum
Kalp dokusuna.

Reyhan Yonat

17 Ekim 2007 Çarşamba

Yüzeysellikten Derinliğe Bir Adım -1-



İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamak için programlanmıştır. Her ne kadar gözle görünür olmasa da aslında gözümüzün önündeki her örnekte mesela günlük rutin yaşayışımızdan bile anlayabiliriz bunu. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız her ânımızı. Sanki ömür hiç bitmeyecekmiş gibi tüm intizamımızı bu duruma göre ayarlarız.
İnsan ruhu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Bizde kayıtlı olan bu arzu aslında Yüce Yaratıcının fıtratımıza katmış olduğu ve mutlaka farkına varmamız gereken bir şifredir: Ebediyet hissi. Bu hissi keşfetmek şöyle dursun, her an yaşıyoruz fakat yanlış taraflara aksettirdiğimizden dolayı çoğunlukla boş ve değersiz istekler, arzular denizinde tüketip gidiyoruz. Sonsuzluk arzumuz bizi gerçek ebediyete yani ölümün ötesindeki sonsuz hayata yönlendireceğine, bu geçici dünyadaki özellikle maddesel sahiplenmelere tutsak etmiştir benliğimizi. Doyumsuz kişiliklerimiz ve boş ruhumuzla hayatın en başından ölümün vuku bulduğu âna kadar bata çıka ilerliyoruz sonsuzluğu derinden içimizde hissetsek bile.
İnsan ruhu ebedi hayatı yaşamak için programlandıysa, ölümün niçin bir son olarak algılandığı daha da karmaşık bir soru. Ölüm bir sınavın bitişi ve ebedi hayatın başlangıcı olarak görülmezse, çelişkili hayat yolculuğundan nasıl bir verim alınabilir ki? Maddesel değerlere düşkünlük ve bağlılık bir insanı nereye kadar vardırabilir ya da bunun bir son noktası var mıdır? Sahip olunanlar bir gün insanın elinden yok olup gidecekse ya da geçici olarak (ölüme kadar) kişinin olacaksa bunun bir anlamı olamaz. Ebedi hayatını düşünmeden yaşayan birinin durumu şu örneğe benzer: Bir kişi tüm vaktini, emeğini kendisine bir krallık kurmak için harcıyor. Duygusal ve düşünsel hiçbir fikri yaşamına katmadan sadece bu maddesel ideali için çalışıp çabalıyor. Ömrünün sonuna doğru o emeline ulaşıyor. Ölüm zamanı yaklaştığında, emeline sahip olmak şöyle dursun, onu ancak kiralayabildiğini ve ona asla sahip olamadığını anlıyor. Çünkü çok kısa bir süre sonra tüm ömrünü harcadığı bu emelinden vazgeçmek zorunda kalacaktır. Tüm gücünü ve ömrünü verdiği bu sonucun bir anda değersizleştiğini, o ana kadar yaptıklarının bir hiçe dönüştüğünü geç de olsa kabullenmek zorunda kalıyor. Elinde işe yarar bir şey kalmadığını gördüğünde ise hayatın sadece bu doğrultudaki ideallerden ibaret olmadığının farkına varıyor. Bu örnek sadece maddesel arzular için değil aynı zamanda duygusal ya da farklı çoğul ideolojik yaklaşımlar için de geçerlidir.
İnsanoğlu sonsuzluğu yaşamaya göre programlanmıştır. Fakat hep ön plana geçen günü ve en yakın yarını daha güzel yaşama endişesi yüzünden ebediyetin arzuları ihmal edilmektedir. Bu ihmalin etkisizleştirilmesi çok ta zor olmamakla beraber, taklitçiliği ve özentiyi bir yana bırakıp, geçici arzuları bertaraf ederek sonsuzluğa aç olan ruhu biraz olsun rahatlatabilmek bir çıkış yolu olabilir. Çünkü insan, etrafındakileri değil kendi ruhunu huzur ve vicdan ile ilişkilendirebildiği zaman, çevresine kendisinin her açıdan mükemmel olduğunu ifade edebilme zorunluluğunu bir kenara attığı ya da bunu kanıtlama çabasından vazgeçtiği zaman, ebediyete dair planlarını şeffaf olarak rahatlıkla yapabilir, uygulamaya başlayabilir.
Günlük hayatımızı nasıl programlayıp, emekliliğe kadar bu intizamı gösterebiliyorsak, fani geleceğimizi bir nevi güvence altına almak için çabalıyorsak, aynı şekilde sonsuzluğu nasıl yaşayabileceğimizi de bir ideal olarak görüp, planlayabiliriz. Ölümün bir bitiş olarak görülmesi, gelecek hayallerini bıçak gibi kesen bir kanıdır. İlk önce o noktadaki yanılsamaları giderip, kendimize ona göre bir plan hazırlamalıyız.